31 Aralık 2015 Perşembe

YILBAŞI ÜZERİNDEN BİR GEÇMİŞ DÖNEM MUHASEBESİ

YILBAŞI ÜZERİNDEN BİR GEÇMİŞ DÖNEM MUHASEBESİ

Dördüncü Blok blog sayfası ve bülten, dergi gibi basılı materyaller ve sosyal medya üzerinden geliştirdiği yazınsal faaliyet, bunun dışında kitle eylemleri ve kendi gündemlerimiz üzerinden geliştirdiğimiz sınırlı faaliyetlerimiz burjuva takvimlerin 2016 yı göstermeye hazırlandığı şu günlerde 5 aylık bir faaliyet zamanına denk gelmiş bulunmakta.

Ne yazık ki iç savaş provalarının yaşandığı, bölgesel savaş ihtimalinin bir dünya savaşına evrilme risklerini barındırdığı reel ortamda yeni, toy ve oldukça küçük bir özneleşme olarak yaşadığımız sıkıntılar, pratik deneyimsizliğimiz ve idelojik çizgimizin esasen mevcutun olumsuzlaması üzerine şekillenip yeniyi inşa etme doğrultusunda yaşanan tutukluğun esas arkaplanını da mevcut nesnel koşullar bir taraftan ifade ederken, öbür taraftan ne yazık ki öznel olarak da "mütevazi" olarak çıktığımız yolun pratik ayaklarını oluşturamadığımız gerçekliği karşımıza çıkarmaktadır.

Özellikle bizlerin taşıyıcısı olup olmamamızdan bağımsız devrimci bir önderlik boşluğunun ve giderilmesi gerekliliğinin bir zorunluluk halini aldığı verili konjoktürde bizim de esas pratiğimizi belirleyen şey bu dönemsel amaca dönük faaliyetin bizim de faaliyetimizin bir dönem için temel uğraşını oluşturması gerekliliğini göstermektedir.

Bu anlamıyla amaçlarına tutkuyla bağlı olan ve kendini amaçlaştırmayan bir özne olabilmeye çalıştık. Bu bizim küçük sektlere gömülü varoluşlarımızdan öteye "büyük insanlık"ın komünist bir dünya kurma mücadelesine de temel teşkil edecek özgürleşmesine gidecek yolun varoluşumuzdan daha önemli, daha değerli ve daha zorunlu olduğu gerçekliğini karşımıza çıkarmaktadır.

Benzer şekilde Marksist Leninist İnisiyatif imzası ile yola çıkan yoldaşlarımız da benzer kaygı ve ihtiyaçlar doğrultusunda sınıf mücadelesinde yeni bir mevziden yola çıkmışlar bu doğrultuda benzer pratik faaliyetler içerisinde bulunan bir faaliyet süreci geçirmişlerdi.

Bu doğrultuda ayrı yollarda yürüyen faaliyetlerimiz esasen yaşanan pratik ve ideolojik tartışma ve etkileşim süreçlerinin de sonucu olarak devrim ve komünizm davasının kendi küçük sektlerimizin varlığından daha gerekli ve önemli olduğu gerçekliğini de bilince çıkaran bir sorumluluk anlayışı ile değerlendirildiğinde, ayrı yollarda yürümenin anlamsızlığı ve devrim davasına faydasızlığı gerçekliği bilince çıkarılmış ve bu doğrultuda faaliyetlerin tekleştirilmesine karar verilmiştir.

Kürdistan'da kürt halkının kendi öncüsü arkasında örgütlü bir güç olarak yarattığı direniş ve mücadelenin de esasen kürt halkının ve tüm türkiye halklarının ve işçi-emekçilerinin özgürleşmesi ve mutluluğuyla sonuçlanabileceği bir sürecin yaratılması da yine kürt halkının öncüsü gibi türkiye işçi sınıfının devrimci öznesini oluşturacak olan proleter devrimci bir öncünün inşasından geçtiği gerçekliği de muhakkaktır.

İşte bu doğrultuda "Yeni yıl" a girerken birleşmiş ve daha güçlü olarak komünist bir dünya kurma mücadelesine doğru büyüyen bir pratiğin parçası olarak hedeflerimizi ve mücadelemizi büyütüyoruz.

Devrimci partiye giden yolun bilinçli planlı bir hazırlık dönemini gerektirdiğinin farkında olan bizler bu perspektife uygun olarak Komünist Birlik Hareketi olarak yolumuza devam ediyoruz. Tüm örgütlü bireysel komünist devrimci kadro potansiyelini ve samimi devrimci parti güçlerini ihtilalci partinin inşası doğrultusunda Komünist Birlik hareketinin öznesi ve örgütleyicisi olmaya çağırıyoruz.

Bu süreç içinde oluşumumuzun dönemsel parolası: ‘’İnşaya odaklan, sınıfı örgütle!’’ olacaktır.

İhtilalci partinin İnşasına Katıl
Devrim İçin Devrimci Parti, Parti için Örgütlü Hazırlık!
Komünist bir Dünya Kuracağız!

20 Ekim 2015 Salı

ÜNİVERSİTELER ve KOMÜNİST DEVRİMCİLER

ÜNİVERSİTELER ve KOMÜNİST DEVRİMCİLER
Özellikle Akp İktidarının yarattığı yanılsamaların kafa karışıklığının ortasında, bir tarafı savaş diğer tarafı seçim ama ileri zamanların belirsizliklerle dolu olduğu bir konjoktürde üniversiteler de açıldı. Ancak özellikle Akp iktidarının üniversiteler dolayımı ile harç vb. uygulamaları kaldırması “akademizm” girdabında savrulan devrimci hareketin buradan sıyrılabilmesine vesile olmadı ne yazık ki...
Oysa Gezi gibi büyük bir kalkışma pratiğinden görmüştük ki, aynı gençlik kitleleri genel olarak akademik-demokratiklik sarmalındaki “ekonomist” bakıştan çok politik gündem ve gelişmelerle daha ilgili ve daha tepkisel bir tutum içerisinde idi. İşte bütün bu gerçeklik dahi sol hareketin toplamının aynı “ekonomist” bakış cenderesinden sıyrılabilmesine vesile oluşturmadı.
İşte bu gerçekliğin bilincinde olarak, özellikle eğitimin “bir hak” olduğu yanılsamasını merkezine alan ve bu doğrultuda eğitimin kapitalist sistem için taşıdığı ideolojik işlevi gözardı eden yaklaşımlardan sıyrılmak bir zorunluluk halini almakta.
Kapitalist eğitimin temel yönelimi; kapitalist üretim sürecinin devamlılığını sağlayacak ve bu sürecin temel unsurları olabilecek bireyleri üretmek, burjuva sistemin bekası için düzene uygun kafalar yaratmak, burjuva ideolojisini insanların bilincine taşımak veböylece düzenin devamlılığını sağlamak, bu sayede toplumun ezilen kesimlerinin denetiminin ve zaptu rap altına alınmasını sağlayacak burjuva uşaklarının yetiştirilmesidir.
Elbette okullar burjuvazinin bütün bu süreçlerinin işlemesinin yeterli ve tek parçasını oluşturmamaktadır. Okulların yanında; aile, işyeri, din, tv, ordu vb. her toplumsal kurumsallaşma “talim-terbiye”nin yani kapitalist eğitim sürecinin birer parçasını oluşturmaktadırlar.
Bu anlamıyla kapitalist eğitim sistemi ve okullar, kapitalizmin bir parçasıdır; yanında,dışında, ya da ayrı bir şekilde tariflenemez ve kapitalizmin sınırları dışında daha “bilimsel”, daha “demokratik” kılınamaz, özü ve işlevi sistemin yeniden üretilmesini sağlamak olan bu kurumların yeniden özerk-demokratik tarzda örgütlenebilirliğini savunmak, kapitalizmin insanın iyiliği için yaratılmış bir sistem olduğunu savunmak kadar abestir.
İşte bu yüzden üniversitelerde komünist devrimci faaliyetin merkezini, bu kurumların “ilerici” hale getirilebileceği yanılsamasını yaymak değil, Kapitalizmin ideolojik kalelerini oluşturan bu kurumları yıkmak doğrultusunda bir tutum alış, çaba ve pratik oluşturmalıdır. Bu alanda da faaliyetin biçimini aslolarak diğer faaliyet alanlarında ve yaşamın diğer alanlarında olduğu gibi kapitalizme karşı komünist bir dünya kurma mücadelesinin propagandası oluşturacaktır.

KAPİTALİZM, GENÇLİK, EĞİTİM ve ÜNİVERSİTELER - Berxwedan Poyraz


Üniversiteler açıldı. Yeni bir “eğitim-öğretim” dönemine girilmiş oldu. Ülkenin yaşadığı toplumsal gelişmelerle koşut olarak da üniversitelerde benzer politik gelişmelerin kaçınılmaz olacağı bir dönem bizi beklemekte. Ancak toplamda devrimci hareket tablosuna baktığımızda genel siyasi tutum alışlarından bağımsız bir biçimde gençlik hareketine  müdahale edebileceğini beklemek mümkün görünmemekte. Çünkü militan bir devrimci pratiğin öznesi olanlar mesele gündelik siyasete gelince “ekonomizm” den kurtulamıyorlar ne yazık ki...


Böyle bir siyaset anlayışı okulda “öğrenci”olup akademik-demokratik mücadeleye yedeklenen bir pratik izlerken, fabrikada “işçi” olup devrimci bir sınıf perspektifi yerine en fazla “sendikalist bir tutumun parçasını oluşturmakta bir beis görmeyen eklektik bir anlayışın peşinden sürüklenmektedir.

”Demokrasi” programlarına yedeklenen siyasal tutum alışların ve siyasal mücadeleyi proleter devrimci bir içerikten bağımsız, ama aynı zamanda siyasal yansımalarının niteliğine bakılmaksızın her türlü bloklaşma ve cepheleşmeden başka bir anlayış düşünemeyen siyasal tutum alışların, devrimci bir pratiğin parçasını oluşturmalarını beklemek sanırız eşyanın tabiatına aykırı bir durum içerecektir.

Devrimci harekete tablosu bunu oluşturmakla birlikte komünist devrimcilerin kapitalizmin bütün diğer sorunlarında ve yansımalarında olduğu gibi Kurumsal eğitim süreçlerine dair de tutum alışlarını belirleyecek eksen proleter devrimci bir perspektif ve tutum alışın ifadesini oluşturan bir pratiğin inşası olacaktır.

Elbette bu perspektif ve tutum alış iddiasının kendisi akademik-demokratik mücadeleyi küçümsemek ya da  reddetmek tutumu içerisinde olduğumuz anlamına gelmemeli. Komünist devrimciler için tutumu kendisini belirleyen şey eğer böyle bir mücadele ve kitlesel hareket varsa buna devrimci müdahale ve proleter devrimci bir sınıf hareketinin yaratımı doğrultusunda bir perspektifle yaklaşımın temel oluşturması sorunudur.  Yoksa öğrenci gençlik merkezli ve kendi yaşam sorunları üzerinden gelişecek böyle bir kitlesel hareket komünist devrimciler gözlerini kapasalar dahi haklı ve meşru bir hareket olacaktır. Esas meseleyi oluşturan gerçeklik komünistlik iddiasındaki öznelerin tam da nesnel koşulların bir parçası olarak gelişecek böyle bir hareketin yaratımına dair suni bir yaklaşımla pratik bir hat izlemeleri ve akademizm girdabında debelenirken komünist kadro potansiyellerinin faaliyetlerinin heba edilmesidir.

Her toplumsal sorun gibi “eğitim” ve akademik mücadele sorunlarında da komünist devrimcilerin esas tutum alışını “Sınıfa karşı sınıf” şiarında somutlanan perspektif oluşturmalıdır. İşte böyle bir perspektif her toplumsal harekete müdahalede komünist devrimcilerin devrimci bir sınıf hareketinin yaratımını temel alan bir pratiğe kilitlenen faaliyette karşılığını bulacaktır.

Diğer boyutu ile değerlendirmek gerekirse Eğitim de diğer bir çok toplumsal mesele gibi sınıfsal bir zeminden soyutlanan bir pratiğin karşılığı olamaz ve bu anlamıyla eğitimin sınıfsal içeriğini karşı duruşunun temeline koymayan bir tutum alışın üreteceği şey kapitalist “eğitimin” başka bir versiyonundan öteye olmayacaktır.

Formasyon kitaplarında dahi kurumsal eğitimin “insan üzerinde istendik davranışlar yaratma ‘bilimi’” olarak tariflendiği bir gerçeklikte daha “demokratik” daha “bilimsel” ve “parasız” eğitim talebini savunmak eğitimin içeriğini gözardı eden ve aslında kapitalizme dair yanılsamalar yaratan bir gerçekliği oluşturmaktadır.
Kendisi dahi “ağaç yaş iken eğilir” sözcüğünde ifadesini bulan bir yaklaşımın temel alındığı insan üzerinde istendik davranışlar yaratma mantığının kendisinin özgürlükçü komünist bir dünya mücadelesini verenler açısından çeşitli kılıflar altında savunulmasının kendisi kapitalist eğitimin reforme edilebileceğini savunmak kadar tehlikeli bir tutumu işaret etmektedir.

Düzenin koruyucusu ve sürdürücülerini inşa etmeye dönük bir “bilim”in kapitalizm şartları altında daha “bilimsel” olmasını istemek sömürü düzeninin kendisinin  meşru görülmesine kaynaklık edecektir.

Bütün bunlardan öteye yaşadığımız coğrafyada ve dünyada tüm basamakları ile eğitim-öğretim süreçlerinin temelini sermayenin asli amacı olan “kar” dürtüsü oluşturmakta, 4 yıllık eğitim süreçlerinin sonunda “iş hayatı”na atılan ayrıcalıklı azınlık dışında kalan kitleler de yedek güç olarak “işsizler” ordusunu oluşturup sermayenin üretim süreçlerinde sömürüyü arttırıp ücretleri dilediği gibi kullanabilmesinin önünü açan bir tehdit unsuru olarak yedekte bekletilmektedir. Öbür taraftan 4 yıllık eğitim süreçlerinin kendisi büyük çoğunluğu işsizler ordusunun parçasını oluşturacak genel yığınların istatistik tablolarında görünmemesine hizmet etmektedir.

Bu nedenle proleter devrimci bir tutum alış iddiasındaki bir özneleşme için alternatif tutum alış parasız bilimsel ya da demokratik vb. takılarla tanımladığı “özerk demokratik eğitim” anlayışı değil, kapitalist eğitimin toptan reddini merkeze alan bir perspektif ve tutum alış oluşturmalıdır.

Kapitalist sistemi yıkma iddiasıyla yola çıkanların bu sistemin yaşamsal varoluşunu oluşturan her bir araç ve aygıtını toptan karşısına alan, onun reforme edilebileceği yanılsamasını yaratmak yerine  “yıkmayı” ve parçalamayı  merkezine alan bir tutum ve perspektifin parçası olunmalıdır. bu anlamı kapitalist eğitimi karşısına almayan ve “paralı-parasız kapitalist eğitime hayır” şiarını merkeze almayan bir mücadele ve savaşım pratiğinin komünist bir dünya kurma mücadelesi doğrultusunda başarı şansı yoktur.

Paralı-parasız Burjuva Eğitime Hayır!
Öğrenciye İş, Çalışana Öğrenim Hakkı!


11 Ekim 2015 Pazar

Hüznümüz Öfkeye Dönüşecek ve Zafer Yakın Olacak!

Bir başka devlet katliamının ortasında kalmış kimisi gencecik, kimisi uzun yıllardır devrimci mücadele içerisinde olan yoldaşlardı her biri. Başka bir ülkenin ve başka bir dünyanın mümkün olduğunu düşünüyor ve hayatlarını ona göre kuruyorlardı. Daha iyi bir yaşam hakkı için gittiler Ankara'ya ve devlet, başka bir şey istemedi. Katletti devlet başka bir şey isteyen bu insanları çoluk çocuk genç yaşlı demeden.

Suruç'ta, Diyarbakır'da ve Ankara'da hemen hemen peş-peşe yaptılar bu katliamı. Ve size and olsun ki, başka bir dünyanın mümkün olduğunu göstermek adına, bütün varlığımızla birlikte mücadele etmeye, ve bunların hesabını ve devrimini yapacak olan devrimci partiyi kuracağımıza and içeriz.
Devlet'in bu yaptığı ne ilk ne de sondur. Ancak biz korkmadan ve yılmadan her alanda mücadelemizin sesini yükseltmeye ve adınızı göklere ulaştırmaya çalışacağız.
Devlet'in zorbalıkları hiçbir koşulda hiçbir devrimciyi sekteye uğratmamalı ve var gücüyle bunların hesabını verdireceği güne koşmalıdır.

Devrim bir maratondur sonunda ezilenlerin kazandığı.
Devlet'in yaptığı bu katliam, muhtemelen Suruç olayı gibi askıya alınacak ve hiçbir şekilde yapanlar ortaya çıkmayacak ve istifalardan bahsedilmeyecek. Ama inanın güzel gözlü insanlar, biz yılmadan her koşulda ve her durumda devleti sıkıştıracak ve onları suçlamaya ve aynalara bakmaları gerektiğini söyleyeceğiz.

Ve Yılmaz Odabaşı'nın şiirine ithafen;
Kan sıçrattınız sabahın seherine, boğulacaksınız... boğulacaksınız!



                                                                                      DÖRDÜNCÜ BLOK

Rejim Krizi Emekçilerin ve Ezilenlerin Baharı Kılınmalıdır: DEVRİMCİ SONUÇLAR İÇİN DEVRİMCİ BİR ODAKLAŞMA

Yaşadığımız dönem doğrudan işçi emekçiler üzerinden yaşanmasa bile sınıf mücadelesinin giderek keskinleşeceği ve bölgesel savaş ihtimallerinin güncel olduğu ve bu doğrultuda devrimci ihtimallerin de yükseleceği bir dönemi işaret ediyor. Öyle ki burjuvazinin tüm mensuplarının Akp-Erdoğan arkasında bloklaşan bir tutum alış içerisinde bulunarak yaklaşan fırtınaya karşı şoven rüzgarlar estirerek ön alma çabalarına giriştiği bir politik atmosfer karşımızda bulunuyor.

Özellikle kürt halkına karşı girişilen doğrudan imha temelli katliamlar zinciri sermaye cephesinin tedirginliğinin bir diğer boyutunu oluşturmakta.

7 Hazran sürecinde Hdp etrafında bloklaşan liberal-tasfiyeci blok ile haziran hareketinde somutlanan sosyal-şoven reformist bloklaşmaların kendisi bile sermaye için bir tehdit oluşturur duruma gelmesi aslında dönemsel olarak politik atmosferin bıçak sırtı kırılgan bir sürece ilerlediğinin temel göstergelerini oluşturmaktaydı.

Özellikle Suruç katliamı ile birlikte düğmesine basılan yeni “savaş” konsepti TC egemenlerinin gelinen noktada esasen yeni konseptinin de ipuçlarını vermekte idi.

Yaşadığımız günler ölüm haberleriyle yüklenerek sancılı ve acı bir açmazı dayatıyor insanın yüreğine... Evet kürt halkı çocuk bedenlerinden yaşlı bedenlerine aldırılmaksızın katliam saldırılarına maruz bırakılıyor. Kürt halkının temsilcisi iddiasındakiler ve onların liberal-tasfiyeci yardakçıları ölülerimizi ardına bırakarak hala “müzakere” süreçlerinden bahsediyorlar. Oysa bir halk apaçık katliam tehditleri altındayken yapılacak neyin müzakeresidir diye sormuyor kimse.
Burjuva siyasetinin yeni bir aktörü olarak Demirtaş figürü üzerinden “türkiyelileşme” söylemleri ile kürt halkının özlemleri ve devrimci dinamikleri düzene bağlanmaya çalışılıyor. Katliam altındaki bir halkı savunan evlatlarına pervasızca “silah bırak” çağrıları yükseltilebiliyor. Burjuva siyasetin meşru zeminlerine oturmanın rahatlığı ile liberal baylarımız pervasızca parmaklarını savurup abilik taslıyorlar kürdistanın savaşçılarına.

Aynı liberal-tasfiyeci blok “Barış” blokları oluşturup kayıtsız şartsız barış söylemlerinin arkasına dizilen bir tuzukurulukla katliama uğrayan bir halka akıl ihsan ediyorlar.

Ne kürt halkının bağımsızlık özlemi, ne de devrim ve sosyalizm mücadelesi bu nefesi tükenmiş liberal bayların bizleri sokmak istedikleri sınırlara sığar.

Devrimcilik ve sosyalistlik iddiasında bulunan özneler için yaşanan böyle gelişmelerden devrimci sonuçlar çıkaran bir perspektif ile hareket etmeleri beklenir. Oysa mevcut öznelerin büyük çoğunluğu Gezi’de  6-8 Ekim Kobane serhıldanı süreçlerinde gördüğümüz gibi müzmin muhalifliğe gömülmüş demokrasi programlarını bile bayraklaştırmaktan aciz yenilgici bir ruh halinin ifadesi olan bir pratiğin parçası olmuşlardı.

Kürt halkının “demokratik özerklik” programları içerisinde kalan bir zeminde dahi özsavunma pratikleri geliştirmesinin hazımsızlığını yalnızca sermaye iktidarı değil, liberal baylarımız da pervasızca dile getirmektan çekinmiyorlar. Sınıf düşmanımız programının sistem içiliğine rağmen bütün bu özsavunma pratiklerinde, tehlike potansiyelini görüyor, en aşağılıkça ve barbarca şiddetiyle yaygınlaşmasını engellemeye çalışıyor.

TESLİMİYET YENİLGİYE DİRENİŞ ZAFERE GÖTÜRÜR

Bütün bu süreçlerde Devrim ve sosyalizm iddiasının arkasında inatla duran liberal-tasfiyeci bloklaşmalara kapılmayan özneler için hayat başka bir pratik ve tutum alışı dayatmakta acil olarak. Devrimci bir partileşme stratejisinde farklılık taşınabilir, ancak gündemin acilliği tek tek politik öznelerin bu sürece müdahale etmesini sınırlayan bir zemin oluşturduğu gerçekliğini karşımıza çıkarmakta. İşte bu sebeple burjuvazinin sağıyla soluyla ve liberal-tasfiyeci bloklaşmalarının karşısında devrimci bir odaklaşma ve cepheleşme kaçınılmaz ve zaruri bir hal almaktadır.

Devrime karşı sorumluluklar, Devrim ve sosyalizm iddiası gelinen yerde artık hayatın gerisinde kalan, eskiyen ne varsa söküp atmayı, devrimci yenilenme ve statükolardan sıyrılmayı dayatıyor. “Devrim ve İktidar, uzaktayken yakın görünen, kafalar karışıksa, iktidar perspektifi yoksa, yakınlaştıkça da o kadar uzaklaşan soyut hayaller haline gelir. Mevcut dönem devrimci bir odaklaşmanın kendinden çok daha öte sonuçlar üretebilceği gerçekliğini somut bir şekilde karşımıza çıkarıyor. Bunların pratik karşılığının gelmesi ve değerlendirlimesi şu ya da bu politik öznenin kendinden menkul pratiği ile gerçeklebilecek bir zemin oluşturmaktan çok, toplam bir pratiğin inşa edilebildiği koşullarda anlamlı olabilecek ve toplumsal karşılığını üretebilecek bir gerçeklik oluşturmaktadır.

Önümüzde açılan yeni dönem, bu fırsatları değerlendirip statükolarından sıyrılabilen bir cürreti kuşananların olanakları güce ve devrimci bir odaklaşma ihtimalini gerçeğe dönüştürdüğümüzde, devrimci cephe ihtimal dışı olası bir tehdit olmaktan çıkıp, her geçen gün katliamlar ve iç savaş provalarıyla ezilenlerin tepesinde bir balyoz misali savrulan burjuva diktatörlüğünün sonunu getirebilecek kavgayı mümkün ve olanaklı hale getirebilecektir. Bunu başaramadığımız  oranda ise liberal-tasfiyeci bloğun burjuva sistemin restorasyon malzemesi olarak toplamda devrimci hareketi sindirdiği ve tasfiye ettiği bu anlamı ile biriken devrimci potansiyellerin bastırıldığı bir süreç kaçınılmaz olacaktır. Dönem gündelik politikalara yedeklenildiği dar grupçu pratiklerle devam edilebilecek bir dönem değildir. Devrim ve sosyalizm iddiası laf olarak kalmayan tüm özneleşmeler için bu sorumlulukla hareket edilmesinin gerekliliği ve bu anlamı ile ezilenlere çıkış yolunu gösterebilecek bir pratik ve savaşım bir gereklilik olacaktır. Bu bilinçle hareket edenler bilmelidirler ki dönem statükolarından sıyrılıp devrimci temelde odaklaşma,saflaşma, ayrışma, yeniden bütünleşerek devrimci yenilenme ve ileriye çıkma dönemidir.

Manşet